Medyanın darbesi

Darbe zihniyetinin ötekileştirdiği Müslümanlara kol kanat geren Erbakan’ın 1995 seçimlerini kazanması cuntacılar tarafından hazmedilemedi.İslamcılara cephe alan postal medyasıyla saf tutan birtakım ‘eyyamcılar’ın gayretleri de postmodern darbeye zemin hazırladı

Ana Sayfa
29 Şubat 2016 Pazartesi
Necmettin Erbakan’ın başbakanlığını sindiremeyen dönemin cuntacı gazeteleri Hürriyet, Milliyet ve Sabah REFAH-YOL Hükümeti’ne karşı karalama kampanyasına başladılar. ‘İrtica ve şeriat’ kavramlarını manşetlerinden indirmeyen postal gazeteleri, kamuoyunu yönlendirmeye çalıştılar.

TSK’YI GÖREVE ÇAĞIRDILAR

REFAH-YOL Hükümeti karşıtı gazeteler bir yandan DYP lideri Tansu Çiller’i koalisyondan çekilmeye zorlarken diğer taraftan ‘irtica ve şeriat tehdidi’ senaryolarıyla Erbakan’ı başbakanlıktan istifaya zorladılar. Üst düzey askeri yetkililere dayandırılan yalan haberlerle, manşetlerinde defalarca TSK’yı ‘darbe’ yapması için göreve davet ettiler. Neticede cuntacı medyanın çabası başarıya ulaştı ve ‘irtica ve buna karşı alınacak tedbirler’ gündemiyle toplanan MGK’nın kararları, REFAH-YOL Hükümeti’nin yıkılması yolunda güçlü bir adım oldu.

54. HÜKÜMETİ BİTİRDİLER!

Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın "Yasa dışı bazı eylemlerin odağı olmaya başladığı ve bazı üyelerinin laik rejimi hedef alan girişimlerde bulunduğu" iddiasıyla RP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Kapatma davası ile iyice zor durumda bırakılan Erbakan, başbakanlık görevini Çiller'e devredeceğini sebep göstererek Cumhurbaşkanı Demirel'e istifasını sundu ve 54. Hükümet sona erdi.

HESAP HALA SORULMADI

Cuntanın silahşörlüğünü yapan gazeteler, seçilmiş iktidarı görevden uzaklaştırarak, siyasal ve toplumsal hayata ağır bir darbe indirdi. Toplumun iradesini yok sayan 28 Şubat postmodern darbesinin kudretli paşaları bugün yargı önünde hesap veriyor, ancak darbe sürecine çok ciddi katkı sağlayan cunta özlemcisi gazeteci ve yazarlardan hesap sorulabilmiş değil. Postal medyasının hesap vermemiş gazetecileri, bugün 28 Şubat’tan kalma görevlerini hala devam ettiriyor.

Dönemin Başbakan’ı Erbakan’ın İslam ülkelerine olan ziyaretleri postal medyasında alaycı bir üslupla eleştirildi. Batılı haber ajanslarının yorumlarıyla bu tür yayınlar desteklenmeye çalışıldı.

REFAH-YOL Hükümetinin kurulmasıyla birlikte medyada RP’yi hedef alan manşetler atıldı. İnsan hakları savunucularından oluşan bir grupla PKK’nın esir aldığı askerleri kurtarabilmek amacıyla Kuzey Irak’a giden Van Milletvekili Fethullah Erbaş hakkında yazılan hakarete varan ifadeler yapılan baskı sürecinin bir parçasıydı.

Karadayı’dan Humeyni dersi: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Karadayı’nın ifadelerine yer veren cuntacı basın, İran rejimi üzerinden korku salarak REFAH-YOL Hükümetine gözdağı vermeye çalıştı.

ABD’nin Irak’a yönelik hava saldırısıyla ilgili olarak Amerikan yönetiminin Başbakan Erbakan yerine Çiller ile görüştüğünü iddia eden gazete, aslında RP liderine ‘İstenmiyorsun’ diyordu.

Postal medyası REFAH-YOL Hükümetini sarsmak için iş dünyasını iktidara karşı harekete geçirdi. Erbakan doğrudan hedef alındı, Çiller’in ise hükümet ortaklığı eleştirildi.

Türkiye’nin rotasının batıdan doğuya kaydığını söyleyen ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın asıl sorun olarak Erbakan’ı gördüğü demecinin arka planında, muhtemel bir iktidar değişikliğine darbe güçleri ve medya tarafından hazırlanmaya çalışıldığı biliniyordu.

28 Şubat’ı hazırlayan en önemli aktörlerden biri olan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bütün konuşmalarında laiklik vurgusu yapıp orduya methiyeler düzüyordu.

Batılı ülkelerin Erbakan’dan hoşnutsuz olduklarını ispatlamak için her yolu deneyen cuntacı medya, Avrupalı ülkelerin büyükelçilerine dayandırdığı yorumlarla hükümeti yıldırmaya çalışmıştı.

28 Şubat sürecinin önemli isimlerinden biri olan dönemin Anayasa Mahkemesi başkanı Yekta Güngör Özden, irtica ve laiklik tehdidine yönelik siyasi mesajları darbe heveslilerinin iştahını kabartmıştı.

REJİM kaygılarının Cumhurbaşkanı Demirel’in ağzından manşetlere çıkarılması laikçi gazete için önemli bir fırsattı.

REFAH-YOL hükümetine baskı oluşturmak için medyada sıkça ‘sızma planları’ ya da ‘büst saldırıları’ haberleri yer aldı. Failleri bir türlü bulunamayan saldırılar ‘irticacı-şeriatçı’ çevrelere mal ediliyordu.

 Ülkenin önde gelen sendikalarının bir araya gelerek hükümetin uygulamalarına karşı iş birliği yapması, cuntacı basın için önemli bir fırsattı.

YAŞ toplantılarından önce medyanın ‘irticacı’ olarak fişlediği askeri personelin ordudan atılması için kampanya düzenlendi ve Erbakan’ın

İnançlı askerlerin YAŞ kararlarıyla ordudan ihracını eleştiren yayın kuruluşlarının, TSK üzerinden tehdit edilmesi görevini yine postal medyası üstlendi.

Cuntacı medyanın askeri darbe heveslileriyle yaptığı iş birliği birçok kez adı açıklanmayan ‘üst düzey komutanların’ demeçleriyle manşetlere taşındı.

Her dönem güçlünün yanında olan Fetullah Gülen ve yapısının 28 Şubat sürecine desteği cuntacı medyanın manşetlerinde sık sık yer aldı.

Hükümete yönelik kamuoyunda tepki oluşturma görevini üstlenen postal medyası silahlı kuvvetler aracılığı ile Cumhurbaşkanını etkilemekte gayet başarılıydı.

Cuntacı güçler medya desteğiyle REFAH-YOL koalisyonunu bozmak için DYP’li siyasetçilerin gözünü korkutmuştu. Amaçları Çiller’in parti içindeki otoritesini kaybettirmek ve koalisyonu dağıtmaktı.

RP’nin iktidardan düşmesini isteyenleri açıklamalarıyla rahatlatan Demirel, 28 Şubatçı sendikalardan destek almayı sürdürdü. Demirel’in darbenin önünü açan hamleleri askerleri memnun ediyordu.

Sincan’da yaşanan ‘Kudüs Gecesi’ olayı cuntacı güçlerin elini güçlendirdi ve postal basını koalisyonun dağılacağına dair manşetler atmaya başladı. Tankların Sincan’dan geçişini “Demokrasiye balans ayarı” olarak tanımlayan dönemin kudretli paşası Çevik Bir, postmodern darbenin mimarlarından biriydi.


Darbeci medyanın manşetleri, üst düzey askeri yetkililerin beyanatlarıyla süsleniyordu. Çevik Bir, Erbakan’ı MGK’da köşeye sıkıştıracaklarının sinyalini veriyordu. Laiklik konusunda Erbakan’ın kendileri gibi düşünmeyeceğini iyi bilen cuntacılar ‘laiklik elden gidiyor’ yaygarası koparıyorlardı.

Demirel’in hükümetin gitmesini isteyen sözleri postal medyası manşetlere çekmişti. İslam düşmanı çevreler, Demirel’in adeta darbeyi davet eden sözleriyle cesaret kazanmışlardı.

MGK toplantısına bir gün kala Demirel bir kez daha sahneye çıktı ve askeri çevrelere çanak tutan açıklamalarını postal basını manşetlere çekti.

28 Şubat kararlarının alındığı MGK toplantısı yapılmış cuntacı medya beklentisini ilan etmişti. Generallerin irtica bahanesiyle Erbakan’a muhtıra verilmesi sağlanacak ve Demirel’in işaretiyle de DYP’nin dağıtılarak Yılmaz’ın önü açılacaktı. Sonuç beklendiği gibi oldu.

MGK kararlarının, nasıl bir felakete yol açacağını gören Erbakan direndi. Ancak yoğun baskılarla Erbakan MGK kararlarını imzalamak zorunda kaldı. Medyanın manşetleri alaycı ve küstahçaydı.

Genelkurmay Başkanı Karadayı’nın, MGK kararlarının uygulanması için REFAH-YOL hükümetine baskı yapmasını cuntacı basın ‘emredici’ bir üslupla manşetlerine taşıdı.

Medyanın silahşörlüğünü yaptığı postmodern darbenin kaçınılmaz sonucu iktidar değişikliğiydi. Çevik Bir’in sivil siyaseti hedef alan açıklamalarıyla koalisyona karşı tehditler devam etti.

Cuntacılar, medyanın gücüyle ilk kez postmodern bir darbe gerçekleştirdi. Postal basını, REFAH-YOL hükümetini yıktığını ilan etmekteydi.

MÜSLÜMANLAR dışında herkesle iş tutan Fetullah Gülen, REFAH-YOL’un yıkılıp yerine ANASOL-M Hükümetinin gelmesine, kendi gazetesinden attığı manşetle böyle sevinmişti.
BENZER HABERLER

.

ÖNE ÇIKAN HABERLER
YAZARLAR
Millet Gazetesi internet sitesinde yayınlanan haber, yazı, resim ve fotoğrafların FESK ve Basın Kanunundan kaynaklanan her türlü hakları Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş. ' aittir. İzin alınmaksızın, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.